Hayatımda başka başka şeyler oldu ve yaz dönemi boyunca hiçbirinden bahsetmedim. İlginç O_o Mesela ÖSS'den aldığım puanı duyduğumdaki sevinci paylaşamadım sizinle. Mesela ilk kez çalıştığım pastanedeki imalathaneye inip de pasta yaparkenki heyecanımdan bahsetmedim. Tatilimde o ilk hedeflediklerimin hiçbirini yapmadığımı [çalışmak dışında] söyleyemedim. Ahh en güzeli, en güzeli artık ODTÜ - Mimarlık öğrencisi olduğum haberini yaymadım dört bir yana. eh tabi hepsinin bbir sırası varmış meğer...
Tatilimi şöyle bir özetleyecek olursam haftanın altı günü çalışmak gerçekten yorucu ve zaman alıcı bir olaydı. Akşam eve geldiğimde bile dolu dolu vakit geçiremiyordum doğrusu. Bundan dolayı

bana için için kızıyordu, ama az bir kısmını dışına yansıtıyordu. Ona vadettiğim şeyleri yerine getirememiş olmamsa tamamen benim aptallığımdı. Yine de işten ayrılınca [tam iki ay çalıştım] ve dinlenmeye başlayınca vaatlerimi yerine getirmeye başladığımı sanıyorum....
Şu sıralar İngilizce Yeterlik Sınavı için hazırlanmakla uğraşıyorum. Sınav perşembe günü ve lisedeki İngilizce hocalarım benim için zor olmayacağını söylüyor. Atlayamasam da çok dert değil benim için; ama yine de bir yıldır görmediğim İngilizce'yi şöyle bir gözden geçirmek iyi oluyor

Pastaneden bahsedeyim biraz da. Pek çok şey yaptım diyebilirim. Tezgahın ardından müşterilere dilediklerini vermek dışında [tezgahtardım] çok şey yaptım. Mesela hayatımda ilk kez künefe yaptım ve ikinci yapışımda bu iş için uygun olmadığımı düşünü

bıraktım. Müdürüm ikincide bırakmamın doğru olmadığını düşünmüş olsa da böylesi daha iyiydi benim için. İlk kez künefenin tadına bayıldım [ben yapmamıştım tabi] ve küçükken niye küefenin peynirli kısmını yemediğimi bir türlü anlamadım. Çok sevdim, gene olsa gene yerim XD
İlk kez imalathanede pasta yaptım dedim ya bu "ilk kez pasta yaptım" anlamına gelmesin. İmalathanede yapmak bir farklı oluyor. Hem size çok önceleri yaptığım pastaların fotoğraflarını da göstereceğim [bir gün

]. Bir pazar günü Selim Usta'nın [kendisi pastacıdır] imalathanede yalnız başına çalıştığını görünce ve benim de tezgahta pek bir işim olmayınca müdürün yerine bakan Muzaffer abiden izin isteyip ustanın yanına indim. Tam o sıra yaş pastaları yapıyordu. Bana dışlarını nasıl çikolatayla dolduracağımı gösterdi ve ardından yaş pastaların bir kısmını bana bıraktı. İnsanın elinin çikolata olması [eldiven olsun olmasn] o kadar hoş bir duygu ki anlatamam. Küçücük mutluluklardan birisiydi kuşkusuz. Tatlı bir şeyler yapabilmekti. Güzeldi

Gitmeme birkaç gün kala tekrar indim ve gene yaş pasta yaptım. Tabi her şeyiyle ben yaptım diyemem, belki birinin içini döşedim, belki birinin dışını... Ama o küçücük mutluluğun tadına baktım.
İş yerinden ayrılacağım gün çok başkaydı. Misafir modundaydım XD O gün ilk kez Enver Usta'nın [sütçü XD, sütlü tatlıları yapan kişilik] elinden pataşur [profiterolün falan içindeki hamurumsu şey var ya o

] sıkmayı öğrendim. Benimkiler biraz tuaf oldular ama pişince diğerlerinden çok da farklı görünmediler

Gene o gün arkadaşım Sadettin'e [baklavacı çırağıdır, ama bir usta kadar harika tatlı yapar] fıstık ayıklamasında yardım ettim. Sonradan öğrendim ki kendi ayıkladığı fıstığı bana bi' daha ayıklatmış; ama olsun, iki tane kabuk buldum ve "Sen ne biçim ayıkladın bunu?" diyerek başını ağrıttım XD Yine o gün, tezgahın önüne geçip vitrindeki pastalar düzgün duruyorlar mı diye bakarken benim için yapılmış pastayı gördüm ve pek bir mutlu oldum. Aslında sabahtan anket yapıyorum diye gelen Selim Usta'nın tavrından da anlamıştım. Herkese en sevdiği pastanın neli olduğunu sormuştu çünkü. Ve bana yapılan pasta da çikolatalı muzluydu XD [fotoğrafını gösteririm

] Güzeldi. Bazen gerçekten can sıkıcı durumda olsa da orada çalışmak gerçekten zevkliydi. Konuşulduğunda devamlı aynı fikre sahip bir müdür [Tanju hanım] herkesin başına gelmezdi kuşkusuz. Çalışmaktan zevk aldığın iş arkadaşlarının, geldiklerinde mutlu olduğun 17:00'çilerin, "Bugün bana hiç çay ısrmarlamadın" deyip seni güldüren bir "dayı"nın, devamlı "Napıyon çocuk?" diyen bir Hasanoğlan'ın, adını "Tubis Usta" koyan bana göre ustan olan bir Sadettin'in, çoğalan abilerinin, beraber pasta yaptıklarının, beraber yemek yeyip güldüklerinin yaptıkları ödenemez belki de. Belki sadece hatıralarda kalır; ama yenilen o en tatlı Sacher gibi tadı damağında kalır...
Ve bugün... Eylül kapıma dayanmışken, ağacını döken yapraklar gibi silkeleneceğim ben de... Belki yapraklarım dökülecek, belki cı

cılız kalacağım; ama diğer ağaçlardan farklı olarak tekrar yapraklarımı açacağım. Yeni yeni, renk renk yapraklarım olacak. Sonbaharım "son"bahar olmayacak, yepyeni bir dünyaya ayak bası

"Merhaba dünyalı, barış için geldim" diyeceğim; ama asla "Mars Attacks!" filmindeki marslılar gibi saldırmayacağım... Bana saldırmak isteyen dünyalılar olacak elbet; ama hayallerim uğruna devam edeceğim gene
