Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

yasanilmasi zor; ama imkansiz olmayan hayat

Sat Dec 26, 2009, 11:30 PM
Garip.. Hayat karnında ağrıları hissetmeni sağlayabilecek bir şey. Bir anının diğerinden farklı olmasını sağlayabilecek bir şey. Üstelik bu anlar belki de beş dakikayla fark ediyorlar.

Hayat, görmek istersen iyiyi görebileceğin de bir şey. Aynı zamanda acıların arasında kendini kaybedeceğin, izlemekten vazgeçeceğin.. Ama sanki bir kere daha ben iyiyi görmeye çabalayan kesime geçtim. Hızlıca bir geçiş mi oldu bilmiyorum. Kimi zaman istemsizce karnıma ağrılar girdiğini görüyorum, belki gözyaşlarım içimi boşaltsınlar diye onlara izin veriyorum; ama kimi zaman da pek çoğunun fark edemeyeceği küçücük bir kızın yüzünde buluyorum kendimi. Fark edilemeyecek kadar ufaldım, yüzümde gülücükler.. Belki daha çok oyun arkadaşları bulmak istemek, belki bu yüzden çılgınca koşmak, bağırmak, haykırmak "hayat boktan değil" diyebilmek.. Bunu başarabilmek, en azından hayatın boktan olmadığını düşündüğüm zamanlarda ellerimi diğer insanlarınkiyle tutmak.. Sanki böyle..

Karışık.. Aslında daha güzel bir kelime bulabilseydim, onu söylerdim; ama bulamadım. Çok fazla aramadım, şimdilik bununla idare edebilmeli..

Hayatın olması gereken olaylarına bakalım bir de.. Haftaya bugüne teslim etmem gereken bir final projem var. Onun ertesi günü ise sunmam isteniyor. Dönem boyunca yaptığım projelerden sınıfta kalacağımı düşünmeye başlamış olsam da, şimdi en azından bir umut geçebilirim diyorum. Hayallere dalmıyorum; ama en azından yaptığım projede bir umut görüyorum. bunu görmek hakkım değil mi? Böylece yaşamalıyım..

Ardından gelen perşembe gününde çello finalim var ve benim için en az diğer derslerim kadar önemli. Hatta belki finalde çok iyi çalabilmem birçok şeye oranla daha önemli. Neden mi? Dönem boyu yeterince çalışamadığım ve iyi çalamadığım konusunda eleştiriler alıyorum. Arada güzel şeyler de söyleniyor; ama iyi olmayan şeyler çoğunlukta. Hocalarım haklılar da kuşkusuz; ama ne kadar çalışsam da yetmiyor. Üstelik kendim de tatmin olamıyorum. Saatlerce konsantre olmuş bir şekilde çalışamıyorum. Belki bazen aklıma olmadık şeyler geliyor ve bırakmak zorunda kalıyorum. Bunun üstesinden gelebilmeli değil mi..

Ondan sonraki iki hafta final haftası.. Çalışılması gereken pek çok ders var, yapılması gereken pek çok çizim var, projeler var iki tane, başlanılı;p bitirilmesi gereken; ama nedendir bilinmez korkmuyorum. Sanki hepsine zaman ayırı;p, hepsinin üstesinden gelebilirmişim gibi geliyor. Zor değil sanki Tuğba diyorum.. Kötü günleri atlattım diyorum. Haykırışlarımdan kurtuldum diyorum. Temelleri attım diyorum. Şimdi sadece turuncu tuğlaları dizme zamanı diyorum, öyle de yapacağım merak etme =)
Benimkisinin adı: Yasanılması zor; ama imkansız olmayan hayat..

En yakın zamanda görüşmek dileğiyle.. Hayallerinizi gerçekleştireceğinize olan umutlarınızla kalın =)

Tuğba

  • Mood: Relief
  • Reading: Elif Safak - Ask
  • Watching: hayatim
  • Playing: çello
  • Eating: ne bulursam..

Yarini Planla, Bugünü Yasa

Wed Aug 19, 2009, 3:34 AM
:devart:a uğramayalı ne de uzun zaman olmuş.. Özlemişim.. Kendi kendime yazmayı ve cevap bulmamayı özlemişim. Yok hayır, artık cevapları gözlemiyorum. Sanki kimsenin görmediğii, görse de duymadığı, duysa da konuşmadığı bir zamanda içimden ne geliyorsa söylemeliyim. Bunu istiyorum..

Artık kelimelerimde acıya yer vermek istemiyorum. Hani ara sıra gelsinler, beni dürtsünler; ama uzun süreli yanımda durmasınlar. "Ceee" deyip gitsinler mesela. Fazlası zararmış, kurtulmak zorlarmış, öğrenmişim..

Son zamanlarda hayatımda geçen olaylara baktığımda bir anda şu not gözüme ilişti: "Yarını planla, bugünü yaşa" Bunu ünlü bir fotoğrafçının gazetede okuduğum rö;portajında görmüştüm. Bu söz duymam gereken sözdü. Adeta dan diye gökyüzünden düşmüştü ve bana nasıl yaşamam gerektiğini öğütlüyordu. Zaten heptir bunu istemiyor muydum?

Uyandım.. Bir kere daha uyandım.. Bir kere daha kendim olmak için yola koyuldum. Kendi kendime sözler sarf ettim. Sanırım bu sefer daha etkili oldular. Artık engel tanımaksızın nefes alabiliyordum.

Mutluyum..
Robert Frost'un dediği gibi:
"Two roads diverged in a wood, and I-
I took the one less traveled by,
And that has made all the difference."
Ben de önüme çıkan iki yoldan daha az yürünmüş olanı seçmiştim. Amacım farklı olmak değildi.. Amacım içimden geleni yapmaktı, istediğim yolu almaktı. Bütün bir değişimin nedeni de buydu belki de..

Mutluyum.. Artık mutlu olmak için bahaneler bulmama gerek yoktu çünkü zaten kendiliğinden oluşuyordu. Amaçsızca mutlu olabilirdim artık. Kuşkusuz dert ve keder beni bir şekilde bulacaktı da; ama onlar henüz bulamadan bu anın tadını çıkarmalıydı..

Son olarak yıllardır ne zaman dinlesem bana umut veren, öğüt veren Dream Theater şarkısını paylaşmak istiyorum..

-The Answer Lies Within-

look around, where do you belong
don’t be afraid, you’re not the only one
don’t let a day go by
don’t let it end
don’t let a day go by in doubt
the answer lies within

life is short, so learn from your mistakes
and stand behind, the choices that you make
face each day, with both eyes open wide
and try to give, don’t keep it all inside

don’t let a day go by
don’t let it end
don’t let a day go by in doubt
the answer lies within

you got the future on your side
you gonna be fine now
i know whatever you decide
you’re gonna shine

don’t let a day go by
don’t let it end
don’t let a day go by in doubt
you’re ready to begin

don’t let a day go by in doubt
the answer lies within

Kesinlikle..

:blackrose: Tuğba

  • Mood: Relief
  • Listening to: Dan Gibson's Solitudes
  • Reading: birden çok fazla kitap ^^
  • Watching: kendi hayatim =)
  • Playing: çello, yeyttttttt ^^
  • Eating: ne bulursam =P
  • Drinking: degisik zaman dilimlerinde süt ve çay

Tuuba'dan Tugba'ya...

Sat May 23, 2009, 2:44 PM
Hadi bir şeyler söyle Mavi Saçlı Küçük Kız... Mesela artık Tuğba olduğunu söyle bana... İki "u"lu devrin kapandığını, ğ'yi bir şekilde sevmeye başladığını söyle hadi... "Seni seviyorumm ğ" diye haykır istersen de. Lakin haykırsan da haykırmasan da o seni duyacak ve sana göz kırpacak.. İşin ilginç tarafı ne zaman onu sevmeye başladığımı hatırlamıyorum. Bir anda kalbime girdi sanki :XD: Artık daha çok Tuğba hissedebiliyorum. Daha çok farkı seziyorum. Sanki öyle bir şey oldu ki bir anda ğ beni büyüledi ve kendini sevdirdi. Önceden "'ğ'yi sevmiyorum" derdim ya hani, şimdi nedensizce seviyorum. Benliğini bulmak gibi bir şey işte.. Güzel bir şey =)

Bugün.. Eskişehir'den döndüm ve çelloma kavuştum. Günlerdir ondan uzak olan bedenim ve ruhum sanki onun eksikliğini hissetmiş. Hala yeterince derinden dokunamadı ellerim; ama açılışı yaptım sayılır. Bugün çok daha iyi çalışacağıma şü;phe yok :P

Eskişehir dedim ya söz etmeden geçilmez. Eskişehir cidden güzel geçti. Pazartesi'den Cumartesi'ye 6 farklı gün. Hissederek yazı yazılabilecek bir balkon var mesela. Gecenin bir yarısı yürüsen de korkmayabileceğin taş sokaklar var. Esen; ama üzerine hırkanı geçirdiğinde üşütmeyen bir rüzgar var. Sanat var şehrin sokaklarında. İnsanlar var. Yaşam var. Bir de abimin [:iconspider03tr:] kendi gibi ev arkadaşları var... =)

Şimdiye dönelim bir de. 24 Mayıs'ı gösteriyor takvim. Saatse 01:22 Gözümde uyku yok ve bu anın tadını çıkarmak isteyen ben, klavyemi bir kenara çektikten sonra turuncu kalemimi elime alı;p yazı yazmaya başlayacağım. Başarılı olur muyum bilinmez, göreceğiz.. Bakalım şimdiyi yazabilecek miyim, şimdiyi, bugünü, yarını, bir hafta sonrasını, belki daha da sonrasını.. Denemekte fayda var sanki... Tuğba öyle diyor, denemeli =)

İşte bu kadar sevgili :devart: Daha yakın bir zamanda görüşmek dileğiyle :hug:

Tuğba :blackrose:

  • Mood: Zest
  • Listening to: Paula Robison - Sicilienne De Pelleas Et Melisande
  • Reading: more than one book :P
  • Playing: cello
  • Eating: chocolate
  • Drinking: tea

...

Thu Dec 11, 2008, 1:13 PM
Yeşil minderin üstünde buldum kendimi. Sırtımı kalorifere verdim ve battaniyemi üzerime sardım sarmaladım... Her gün renk değiştiren kupamdaki çay yarılanmış... Yenisi için mutfağa doğru yol almak gerek; ama yazı bittikten sonra...

Hoperlorlerden Notre Dame De Paris'nin müzikleri geliyor bir bir... Müzikali izlediğimden bu yana en sık dinlediğim şarkılar onlar... Nasıl bir şey bilmiyorum; ama sözleri anlamaya uğraşmadan bile şarkıları dinlemekten zevk alıyorum. üzikali izlerken de Fransızca'sı pek bir hoşuma gitmişti ve her ne kadar İngilizce'lerini dinliyor olsam da sözlerine bakmazsam anlamak güç oluyor O_o Tabi sözlerine baktığım her bir şarkıda bir parça buluyorum... T_T

Uzun zaman oldu parmaklarım sana yazmak için klavyeye dokunmayalı... Bunun adı erteleyiş değil ama, başka bir şey... O başka şeyin ne olduğu aklıma gelmiyor şuan, gelince söylerim =)

Yapmak istediklerimi son zamanlarda ertelemiyorum... Yanlış duydun sandın değil mi? Öyle! Bu durumdan pek bir mesudum, bilesin XD

Sana hiç çellodan bahsetmediğim değil mi? 26 Eylül... İlk gün.. İlk çello dersim... 6 Ekim ise ilk çelloya dokunuşum. Şimdilerde çelloya dokunmaktan fazlasını yapıyorum kuşkusuz... Sol elimdeki parmaklarımı tellere değdirip, bir telden başka tele geçerken zorlanıyorum mesela... Mesela nasırlaşan parmaklarımı görmekten zevk alıyorum... Mesela "artık çello alma zamanı geldi"yi kendime duyurup, dersliklere muhtaç olmadan Güzel Sanatlar'ın koridorunda çaldığım günleri hayal ediyorum... Henüz dışarıdan dinleyen bir insan için "hiç" olsam da halimden memnunum çünkü her geçen gün daha da geliştiğimi görebiliyorum...

Artık şarkı mırıldanmalarımı dışımdan yapıyorum... Bazen kendi duyabileceğim seste bazen de kimsenin duyamayacağını hissettiğim anlarda bağıra bağıra şarkı söylüyorum... Kampüsün herhangi bir yerinden A1e yürürken çok yapıyorum bunu...Karanlığı yarı;p geçtiğimi hissediyor, sanki yolumu kısaltıyorum..Sonra otobüse yürürken, otobüsteyken, otobüsten inip diğer otobüsü beklerken, diğer otobüsteyken, sonra ondan inip eve giderken, merdivenlerden çıkarken şarkılar bitmek bilmiyor. Belki birçok kez aynısı yineleniyor; ama her halükarda özgürleştiğim hissini veriyor... Eh tabi repertuarımı genişletsem iyi olacak XD

Yazmaya başlamadan önce kafamda pek çok canlanmıştı; ama söndüler sanırım :/ Bugünlük bu kadar =)

  • Mood: Zest
  • Listening to: Notre Dame De Paris OST
  • Reading: M. Vedad Tek: Kimliginin Izinde Bir Mimar
  • Watching: candles
  • Playing: cello
  • Eating: fruit
  • Drinking: tea

Bir Başka Eylül

Mon Sep 1, 2008, 4:56 AM
Hayatımda başka başka şeyler oldu ve yaz dönemi boyunca hiçbirinden bahsetmedim. İlginç O_o Mesela ÖSS'den aldığım puanı duyduğumdaki sevinci paylaşamadım sizinle. Mesela ilk kez çalıştığım pastanedeki imalathaneye inip de pasta yaparkenki heyecanımdan bahsetmedim. Tatilimde o ilk hedeflediklerimin hiçbirini yapmadığımı [çalışmak dışında] söyleyemedim. Ahh en güzeli, en güzeli artık ODTÜ - Mimarlık öğrencisi olduğum haberini yaymadım dört bir yana. eh tabi hepsinin bbir sırası varmış meğer...

Tatilimi şöyle bir özetleyecek olursam haftanın altı günü çalışmak gerçekten yorucu ve zaman alıcı bir olaydı. Akşam eve geldiğimde bile dolu dolu vakit geçiremiyordum doğrusu. Bundan dolayı :iconspider03tr: bana için için kızıyordu, ama az bir kısmını dışına yansıtıyordu. Ona vadettiğim şeyleri yerine getirememiş olmamsa tamamen benim aptallığımdı. Yine de işten ayrılınca [tam iki ay çalıştım] ve dinlenmeye başlayınca vaatlerimi yerine getirmeye başladığımı sanıyorum....

Şu sıralar İngilizce Yeterlik Sınavı için hazırlanmakla uğraşıyorum. Sınav perşembe günü ve lisedeki İngilizce hocalarım benim için zor olmayacağını söylüyor. Atlayamasam da çok dert değil benim için; ama yine de bir yıldır görmediğim İngilizce'yi şöyle bir gözden geçirmek iyi oluyor :XD:

Pastaneden bahsedeyim biraz da. Pek çok şey yaptım diyebilirim. Tezgahın ardından müşterilere dilediklerini vermek dışında [tezgahtardım] çok şey yaptım. Mesela hayatımda ilk kez künefe yaptım ve ikinci yapışımda bu iş için uygun olmadığımı düşünü;p bıraktım. Müdürüm ikincide bırakmamın doğru olmadığını düşünmüş olsa da böylesi daha iyiydi benim için. İlk kez künefenin tadına bayıldım [ben yapmamıştım tabi] ve küçükken niye küefenin peynirli kısmını yemediğimi bir türlü anlamadım. Çok sevdim, gene olsa gene yerim XD

İlk kez imalathanede pasta yaptım dedim ya bu "ilk kez pasta yaptım" anlamına gelmesin. İmalathanede yapmak bir farklı oluyor. Hem size çok önceleri yaptığım pastaların fotoğraflarını da göstereceğim [bir gün =P]. Bir pazar günü Selim Usta'nın [kendisi pastacıdır] imalathanede yalnız başına çalıştığını görünce ve benim de tezgahta pek bir işim olmayınca müdürün yerine bakan Muzaffer abiden izin isteyip ustanın yanına indim. Tam o sıra yaş pastaları yapıyordu. Bana dışlarını nasıl çikolatayla dolduracağımı gösterdi ve ardından yaş pastaların bir kısmını bana bıraktı. İnsanın elinin çikolata olması [eldiven olsun olmasn] o kadar hoş bir duygu ki anlatamam. Küçücük mutluluklardan birisiydi kuşkusuz. Tatlı bir şeyler yapabilmekti. Güzeldi :XD: Gitmeme birkaç gün kala tekrar indim ve gene yaş pasta yaptım. Tabi her şeyiyle ben yaptım diyemem, belki birinin içini döşedim, belki birinin dışını... Ama o küçücük mutluluğun tadına baktım.

İş yerinden ayrılacağım gün çok başkaydı. Misafir modundaydım XD O gün ilk kez Enver Usta'nın [sütçü XD, sütlü tatlıları yapan kişilik] elinden pataşur [profiterolün falan içindeki hamurumsu şey var ya o :P] sıkmayı öğrendim. Benimkiler biraz tuaf oldular ama pişince diğerlerinden çok da farklı görünmediler :P Gene o gün arkadaşım Sadettin'e [baklavacı çırağıdır, ama bir usta kadar harika tatlı yapar] fıstık ayıklamasında yardım ettim. Sonradan öğrendim ki kendi ayıkladığı fıstığı bana bi' daha ayıklatmış; ama olsun, iki tane kabuk buldum ve "Sen ne biçim ayıkladın bunu?" diyerek başını ağrıttım XD Yine o gün, tezgahın önüne geçip vitrindeki pastalar düzgün duruyorlar mı diye bakarken benim için yapılmış pastayı gördüm ve pek bir mutlu oldum. Aslında sabahtan anket yapıyorum diye gelen Selim Usta'nın tavrından da anlamıştım. Herkese en sevdiği pastanın neli olduğunu sormuştu çünkü. Ve bana yapılan pasta da çikolatalı muzluydu XD [fotoğrafını gösteririm =)] Güzeldi. Bazen gerçekten can sıkıcı durumda olsa da orada çalışmak gerçekten zevkliydi. Konuşulduğunda devamlı aynı fikre sahip bir müdür [Tanju hanım] herkesin başına gelmezdi kuşkusuz. Çalışmaktan zevk aldığın iş arkadaşlarının, geldiklerinde mutlu olduğun 17:00'çilerin, "Bugün bana hiç çay ısrmarlamadın" deyip seni güldüren bir "dayı"nın, devamlı "Napıyon çocuk?" diyen bir Hasanoğlan'ın, adını "Tubis Usta" koyan bana göre ustan olan bir Sadettin'in, çoğalan abilerinin, beraber pasta yaptıklarının, beraber yemek yeyip güldüklerinin yaptıkları ödenemez belki de. Belki sadece hatıralarda kalır; ama yenilen o en tatlı Sacher gibi tadı damağında kalır...

Ve bugün... Eylül kapıma dayanmışken, ağacını döken yapraklar gibi silkeleneceğim ben de... Belki yapraklarım dökülecek, belki cı;pcılız kalacağım; ama diğer ağaçlardan farklı olarak tekrar yapraklarımı açacağım. Yeni yeni, renk renk yapraklarım olacak. Sonbaharım "son"bahar olmayacak, yepyeni bir dünyaya ayak bası;p "Merhaba dünyalı, barış için geldim" diyeceğim; ama asla "Mars Attacks!" filmindeki marslılar gibi saldırmayacağım... Bana saldırmak isteyen dünyalılar olacak elbet; ama hayallerim uğruna devam edeceğim gene =)

  • Mood: Optimism
  • Listening to: Pinhani - Sevmekten Usanmam
  • Reading: Grammar Book
  • Watching: School Of Rock
  • Eating: meyve
  • Drinking: su

Site Map